Ana içeriğe atla

BİSMİLLAH… - YAĞMUR HİCAP


Ve ben en çok senin için ağladım küçüğüm. 
Senin için çektim cümleleri ciğerimden. 
Kentin hıçkırıklarını büyüttüm sinemde. 
Onardım yalnızlığımı Ebu Zer gibi. 
Onardım, 
Ötelerdeki nefesi sana duyurur gibi. 
Büyüttüm hüznümü cismin ötesini görebilmek için. 
Büyüttüm, 
Eşyanın ruhuna dokunur gibi. 
Birr’in yadına düşürülmesi için, 
Dilendim kelimeleri mavinin derinliğini anlatabilmek için. 
Senin için ey! 

Ve ben hangi çocuğun gözyaşına dokumdumsa, 
Hep aynı rengi gördüm. 
Taşların dillerini çözdüm bir gecenin ayazında. 
Kentin karanlığını gördüm, 
Ve abandım tılsımına hakikatin. 
Abandım, 
Göz yaşlarımı yıkamak için. 
Hayata dokundum bir pencere kenarında. 
Büyüttüm mukaddes ateşimi bir güneşin doğusunda. 
Bir kimsesiz derviş edasıyla adımladım hep sokakları. 
Senin için küçüğüm, ben, hep sadakalarımı süsledim. 
Gecenin selalarında,
Secdeler büyüttüm bağrımda. 
Muştular dilendim gönlümün dergâhında. 
Senin için ey! 

Bize bir Amentü ferahlığı, 
Bize bir Hızır yolculuğu gerektir bizlere dostlarım. 
Kuşların dillerini çözebilmek için. 

Ve bir diriliş gerekti bizlere, 
Bir çocuğun incinmişliğiyle bakabilmek için dünyaya... 
                                                                  
Şükür ey!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GUY DE MAUPASSANT: BİR KORKU EŞİĞİ(NDE)

Henri René Albert Guy de Maupassant, Fransız bir yazardır. Maupassant henüz çocukken, annesi ve babası ayrılır. Guy ile kendisinden daha küçük olan kardeşi Herve, anneye bırakılır. Annesi, ondaki edebi kabiliyetin gelişmesine yardım eder. Anne, oğlunun okuyacağı ilk kitapları özenle seçer; ve ona bilhassa Shakespeare’i tanıtır. Fakat bunun dışında oğlunu tamamen serbest bırakır. Çok güçlü kuvvetli olan yazarın ilk yılları da belki, ve hatta bütün hayatının en mutlu yılları, bu zamanlarda olur. Maupassant çok güçlü ve kuvvetli bir kişilik taşır; sıhhati, neşesi pek yerindedir; şakadan ve muziplikten hoşlanır. Vaktinden önce kendisini ölüme sürükleyecek olan hastalığı, kendisinde henüz hiçbir belirti göstermez. Onun için, o da kendisini başkentin keyiflerine koyuvermiştir.  Annesi Maupassant’ı Flaubert’e emanet eder. O da 1873-80 yılları arasında, genç yazarın yetişmesine büyük bir titizlik gösterir. Onu, sanat uğrunda her şeyi fedaya teşvik eder. İlk yazılarını okuyup düze...

RUH’UN ÖLÜMÜ - CANAN ÇAVDAR

İnsanlarda düşünsel sürekliliğini bir “giz” olarak yansıtan ruh, en çok ölümsüzlüğü ile anılmıştır. Ölüm ve hayat ve aşk ve merhamet gibi hakikatlerden her daim başarıyla sağ çıkmayı başaran ruh için; “peki gerçekten de ölümsüz mü” sorusu yöneltildiğinde, bu da soru mu şimdi diye karşılık veren Platon, sesleniyor bizlere. Platon ile ilgilenmiyorum şimdilik, çünkü o; “ruh ölümsüzdür” kavramını içselleştiren, ancak ruhun öldüğünü asla göremediği bir pencereden bakıyor. Bu duruma çok da ses etmiyorum tabii, çünkü günümüzün ya da milyonlarca yıl önceki günlerin birbirleriyle aynı istikamette yol aldığını düşünmüyorum. Yolun gidişatını bile kestirme yollar belirliyor günümüzde, böyle bir yolda ruhun farklı bir yöne kayması olacak bir iş değildir. Özdenören’in yol metaforu bu konuda bizlere ciddi bir temâsül veriyor; “ Kâğıt üzerinde, bir tek yol en kestirme gibi görünse de eğer o en kestirme görünen yol benim yapmak istediklerime cevap vermekten yoksunsa, kestirme diye o yolu seçmenin...