Kollarına sarılmış iki ruhsuzla birlikte sırdaş olduğu duvarlara selam vere vere ilerliyordu. Sanki burada gülmeyi Allah yasaklamıştı. Her koridordan acı acı ağlamalar yükseliyordu. Sadece çocuklar gülüyordu, çünkü çocuklar bu hayatın tek suçsuz varlıklarıydı. Herkes mi suçluydu bu hayatta bilinmez, fakat orada sadece suçlu denilen insanlar vardı. Mübaşir sigaradan kalınlaşmış sesiyle “Sanık Rıza Doğru!” diye bağırdı. Kapı açıldı. Bütün meraklı gözler kapıya çevrildi. İnsanların neler konuştuğunu tahmin etmek çok da zor değildi. Ne de olsa insanlar, sadece gördükleriyle ya da duyduklarıyla yargılar. Kalplerin içindeki gerçekleri göremeyecek kadar körlerdir. Zaten orayı sadece Allah görmez mi? İçeri girdi, insanları çok iyi tanıyordu. Yargısız infaz onların en iyi bildiği işti. Gözlerine bakıp onlardan daha fazla nefret etmek istemiyordu. Bu yüzden başını yerden -hiç- kaldırmadan sanık kürsüsüne geçti. Üzerinde düğününde giydiği siyah takım elbise, beyaz gömlek, siyah ...
Edebiyat, Fikir, Psikoloji, Sinema ''İnsan; çelişkiler fırtınasının bir garip yolcusu.''