Devler ülkesinde bir bücür misali dolaştığım o günlerde, huzursuzluğun prangalarına hapsolmuştum. Bu devlerin arasında ezilmek, ezilip yok olmak korkusu beni daha da harap ediyordu. Bedenimden bağımsızlığını ilan etmiş ruhumun başına buyruk emirleri yüzünden, ayaklarım beni şehrin bir o yanına bir bu yanına sürükleyip dururdu. Ve ben, içimdeki sıkıntıları nasıl atacağımı bilemeden dolaşıp durdum sürekli. Keşkelere hapsolmuş gibi, başka bir ‘keşke’ ile başladım cümleye. Keşke şimdi Kuşçu Ali yanıma otursa ve bir bardak çay eşliğinde ona bütün dertlerimi, sıkıntılarımı anlatabilsem ya da bir şeyh bulsam otursam dizlerinin dibine ve ciğerlerim sökülene kadar ağlayabilsem veyahut da Tatar Ramazan ile birlik olup kafamın içindeki tüm cinayetleri beraber işleyebilsek... İşte tüm bunların fikirlerimde dağıldığı sırada, arkamdan yaklaşan birisi beni kolumdan tuttu ve şehrin batı yönündeki bir ara sokağa doğru sürüklemeye başladı. “Ya ne oluyor!” demeye kalmadan kafamı yukarı doğru kaldırıp b...
Edebiyat, Fikir, Psikoloji, Sinema ''İnsan; çelişkiler fırtınasının bir garip yolcusu.''