Gerçekliği, -tıpkı- annenin çocuğunu bağrında bir giz gibi saklamaya çalışan aynalarında buluyorum. Ve ardından atlılar gibi koşup gelen korkuları... Saklıyor kendisinde; kaçtığımız ve yüzleşmekten korktuğumuz suretimizde gizlenen itiraflarımız, ve belki de en çok itiraf edemediklerimiz. Çaresizlik midir yoksa yüzleşememek midir pek bilinmez. Lakin Ruknettin’in aynalarda neden ağladığını, kalpten bakanlar iyi bilir. Çünkü o aynalar kendisine gerçek suretini gösterir, gerçek hayatını ve gerçek yüzünü, hem de -acımasızca süren vicdanların- tüm gerçek yüzünü. Herkes bilir, ve herkes bilmelidir: ‘Âdemoğlu, duygu sahibi olmaya başladığını öğrendiği günden beri, baş edemediği veya bastıramadığı duygulardan hep kaçmıştır ve kaçmaya da devam edecektir.’ Çünkü insan, bastırdığı duyguların esiridir. Bu esaretten kurtuluş yolu ise, yalnızca aynalardan geçer. ‘İşte tüm bu zamanlar, duvarlar ile ayna arasındaki dostluk ilişkisini, ruha yansıtır.’ Duvarlarla dost olduğum o ...
Edebiyat, Fikir, Psikoloji, Sinema ''İnsan; çelişkiler fırtınasının bir garip yolcusu.''