Ana içeriğe atla

NEREDE KALMIŞTIK? - MERVECAN ORAK


Kırılan kalbimi en son ne zaman hissettin?
Kurulan yolların yıkılışını anlatsam,
Adımlarımdaki sızıyı,
Bir çığ gibi ağırlaşan kararlarımı,
Buralar sessiz, buralar sensiz!

Ağlasam çığlıklarımda gezinir misin?
İçimdeki şeffaflığı, şuursuz durgunluğu
Korkularımdaki korkusuzluğu
Yıkık yol kenarına bıraktım sayfalarımı
Anahtarını düşürdüğüm kapının, parçalarını kaybettiğim cam kırıklarının,
Bir sebebi olmalı
Bir sebebi olmalı!
Bunca katettiğim yolu bir kenara bırakmamın.

Ah bu ben! Tırnak uçlarımdaki yorgunluğu atmalıyım.
Sebepsiz duraksadığım kaldırımların
Bir sebebi olmalı.
Şimdi bir vapura binip çağlayanların, şarkıların ahengine kaybolmalıyım.
Sokak çocuklarının etrafında top koşturmalıyım, teri sinmeliydi çizgili kazağıma.
Bir tren geçmeliydi dağların arasından!

Bunca yolu katetmişken,
Bunca yola iz sürmüş, kalemler, kareler bırakmışken şafaklarıma.
Şehirlerin kış savaşına karışmış, renklerin süsüne püsüne dalmıştım.
Nerede kalmıştık?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSİMSİZ DURAK: SAMAN ÇÖPLERİ - MÜZDELİFE YILMAZ

Kaç kişi bilir  Saman Çöpleri ’nin hikâyesini? Kaç kişi okumuştur, dinlemiştir ya da duymuştur? Sesler hafızamızda bir süre sonra unutulur belki, ama anlatılanların unutulması zaman alabilir. Bende ne zaman ve nerede dinlediğimi hatırlayamadığım bu hikâyeyi -belki bir bakış açısıdır kestiremedim- sizlerle paylaşacağım; “Harmanda arpa, buğday, çavdar biçilmiş, mal sahibinin ihtiyacı olan sap/saman toplanmış ve geriye artık çöp diyebileceğimiz samanlar kalmıştır: Saman Çöpleri. Harmandan geriye kalan Saman Çöpleri’nin her biri bir yaz gününün hafif esen ılık rüzgârında oradan oraya savrulup durmuştur. Kimi Saman Çöpleri toza toprağa karışıp yoğrulurken kimi Saman Çöpleri de kendilerini su üzerinde bulmuştur. Su, boyuna akıp giderken, üzerinde Saman Çöpleri’nin de sayısı artmıştır. Artmıştır artmasına ancak bu artışın getirdiği birlik/kalabalıklık onları her zaman birlik içerisinde ve oldukları yerde tutamamıştır. Kimi Saman Çöpleri akan suyun üzerinde yüzmüş, kimi Saman Çöpleri...

ÇIĞLIK - MERVECAN ORAK

Ocağın da bir dili var Karı var, acısı var Şubatına yol açar Güz’ü var, sözü dar. Mart kapısı açılır, umut verircesine Nisan yağmuruna, şemsiye tutarcasına, Mayıs baharında, güneşe dokunur, Açılır, saçılır denizi okunur.. Haziran akşamları, dalgayla kaybolur kırları, Temmuzun sıcağı, kavurur, savurur, Aydınlığıyla durulur.. Bir de sen varsın tabi Ağustos renkleri, mavisi, yeşili Dalgın dalgalara, savrulan pervaneleri Eylül güz’ü, sonbaharın örtüsü. Dökülür ağaç dalları, savurur rüzgâr. Eser derinine, deliliğine Sen mavi martı; üşümedin mi sessiz çığlığa? Ekim sen miydin gelen? Vapurları kıyıya küstüren.. Gökyüzünde siyah kaçışlar, göçe davet ettiren.. Kasım kabusları, bitişe kalem tutuşları, ah! Bir de alttan alışları. Aralıklı gülümsüyoruz.. Kapının kenarında, aralanıyor son bakış İşlenmiş bir yıl daha, deliye hasret, Zalime dert, huzura bereket.. Bir uzun bekleyiş daha Yeni kapıların aralanmasına.. Şimdi açalım ocağı, mevsi...