Ana içeriğe atla

NEREDE KALMIŞTIK? - MERVECAN ORAK


Kırılan kalbimi en son ne zaman hissettin?
Kurulan yolların yıkılışını anlatsam,
Adımlarımdaki sızıyı,
Bir çığ gibi ağırlaşan kararlarımı,
Buralar sessiz, buralar sensiz!

Ağlasam çığlıklarımda gezinir misin?
İçimdeki şeffaflığı, şuursuz durgunluğu
Korkularımdaki korkusuzluğu
Yıkık yol kenarına bıraktım sayfalarımı
Anahtarını düşürdüğüm kapının, parçalarını kaybettiğim cam kırıklarının,
Bir sebebi olmalı
Bir sebebi olmalı!
Bunca katettiğim yolu bir kenara bırakmamın.

Ah bu ben! Tırnak uçlarımdaki yorgunluğu atmalıyım.
Sebepsiz duraksadığım kaldırımların
Bir sebebi olmalı.
Şimdi bir vapura binip çağlayanların, şarkıların ahengine kaybolmalıyım.
Sokak çocuklarının etrafında top koşturmalıyım, teri sinmeliydi çizgili kazağıma.
Bir tren geçmeliydi dağların arasından!

Bunca yolu katetmişken,
Bunca yola iz sürmüş, kalemler, kareler bırakmışken şafaklarıma.
Şehirlerin kış savaşına karışmış, renklerin süsüne püsüne dalmıştım.
Nerede kalmıştık?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

RAHATSIZ VİCDANLAR - MAHMUT KARAHAN

Sanmasınlar bildiklerini bilmezdik, Sadece bildiğimiz bilinsin istemedik. Bilmezden geldik. Rahattı böyle kafamız Rahat kafamız onları Vicdanlarıyla rahatsız bıraktı. Keşke rahatsız ruhlarını Yastık kılıflarından başka kılıflarla, Karşımıza çıkarmasalardı. Hem onlar için mühim olan çıkarlardı, Elbet bir gün çıkarları, Hayatlarından ebediyen çıkacaktı. Ah bir de, bir bilselerdi Yalnız gecelerde şaşalı dostluklarıyla, Herhangi bir Halil İbrahim sofrasının ardından, Çıkmaz sokaklarda çıkarlarını bulacaklardı. Neyse Allah’tan, Allahlarından bulacaklardı.

SÜLEYMAN MABEDİNDE BİR ÇATLAK DUVAR - SAMİ MERCİMEK

- ...SÜKÛNET VE KARANLIK... - Yüzyıllar süren fakat zamanı ayırt edecek hiçbir şey olmadığı için yok gibi geçen zamana dair olan, sükûnet ve karanlık... Bir bilincinin olmasının, bir benliğinin olmasının anlamsızlaştığı o karanlık... İşte oradan geliyorum. Ben kimdim bilmiyordum. Adım sanım yoktu. Vardım. Var olmuştum bir şekilde. Adını bilmediğim bir gizemin koynunda günlerce, aylarca ve hatta yıllarca beklemiştim. Var mıyım ya da yok muyum, benden başka da bir bilen yoktu. Ben; bendim. Bunu bildim asırlarca, toprağın altındaki karanlık bir kundakta. Böyle geçen onca zamandan sonra, bazen de rüzgârı hissederdim; başımın tepesini süpürürdü sürekli. Hafif hafif ve ese ese eşelerdi tepemdeki toprak yığını. En sonunda göz kapaklarımdaki toprağı süpürünce bu rüzgâr, görür oldum en tepesinde durduğum dağı. Bu dağ, uçsuz bucaksız bir ovanın en orta yerinde dikili bir kazık gibi yükseliyordu tüm heybetiyle. Ben ise asırlardır onun en tepesinde bekliyormuşum, bir anda gerçeğine ulaşıyo...