Ana içeriğe atla

BİTEN ÖMÜRLER - MÜZDELİFE YILMAZ


Ömür kavramı lügatte, doğumla ölüm ya da var oluşla yok oluş arasında geçen süre olarak tanımlanır. 
Peki yaşıyor muyuz aslında? Ve var olmakta iken mi yok oluyoruz yoksa yok olurken mi var olmaya çalışıyoruz... Yaşıyor muyuz ya da... Yaşıyoruz diyelim... Peki bize biçilen ömrü kim bilir Rab’den başka? Biz bilebilir miyiz, ve bu mümkün mü? Kimi zaman bir olay karşısında, ‘Allah ömür verdiği kadar’ diye söylenen söz geldi aklıma. Sahi kimdir Ömür? Nereden tanışıyoruz onunla? Ne zaman çıktı karşımıza?
Mektupçu Agah Efendi ömrü şu sözlerle ifade eder; ‘ömür, kıymeti bilinmeyen bir misafirdir’. Şeyh Sadi ise ömrü kara benzeterek; ‘ömür, temmuz güneşi karşısındaki kardır’ der. Aslında herkesin ömür tanımı farklıdır. Hangisi en yakın ise fikrimize, bizim için de odur aslında. Ya kıymetini bilmediğimiz bir misafir ya da temmuz güneşi karsısındaki kardır. Çok da güzel yazmışlar, söylemişler ömrü... Sonuç olarak tüm tanımların çıkış noktası bir bitişe denk gelir. Çünkü bizler, sürenin ve zamanın bir gün biteceği konusunda mutabıkız. Dün geçmişte kalıyor ve bugün de dün olacak, yarınlarda bugün olup yarın olacak. Geçecek, bitecek, geri gelmesi mümkün olmayacak... İşte ömür dediğimiz şey de budur. Kıymetini bilmediğimiz bir misafir gibi tekrar gelmez ve temmuz güneşi karşısında karlar buz gibi durmaz, duramaz, durduramayız. Hani der ya büyüklerimiz ‘sayılı gün çabuk geçer’ diye. İşte ömür emanettir bizlere.  Emanetler ziyan edilmez, ihmal edilmez. Ama toplum olarak bunu bilmekle yetiniyoruz. Bildiğimizden mesuldük oysa... Ne güzel nimet bize bu dünya için verilen ömür. Var olmak ve yok olmak arasındaki süremiz belli ve bunun farkındayız. Ama niyeyse hep dünyada bakiyiz diye düşünüp hareket ediyoruz. Bu böyle olmamalı. Her günümüz misafir, kıymetini bilmek en büyük gayemiz olmalı. Her gün bugün bitecek sürem diye düşünebiliriz, bu zor değildir. Biten ömür...
İnsan ömrü düşünmeye, sorgulamaya 45-50 yarlarda başlar. Bu sayıyı 50-60 olarak da söyleyebiliriz.  Çünkü 20’li yaşlar hiç hesaplanmaz ve 30’lu yaşlar da hep yolun yarısı olarak söylenir. Sonra bu insanlar yani bizler, hepimiz… Dünyada sahip olduğumuz veya olmadığımız, olamadığımız şeyleri düşünürüz. Geçen günlerin muhakemesini yaparız bir bakıma. Verilen ömrü hesaplarız. Geçen ve kalanları bir teraziye koyarız... Artık kıymetini bilmediği misafirimiz geri gelemez ama gelecek ya da kalan misafirimiz için neler yapabiliriz diye bir hesaplar, planlar yapar yapar dururuz. Ama biten ömürdür; geri gelmeyecek, gelmesi mümkün olmayan günlerdir. Her gün, günler geçtikçe azar azar ölüyoruz. Çoğumuz kabullenmeyiz bunu sadece ‘geçti’ olarak ifade ederiz. Hayır. Öyle değil! Bizler her gün ölüyoruz, temmuz güneşi karşısında eriyor karlarımız, yaklaşıyoruz sona... Biten Ömürler’dir bu. Cansız bir nesne bile bir ömre sahiptir. Kıymet bilelim, kıymeti bilelim... Hayır yolunda ömürlerimiz olsun...
Bitirmeden aklıma bir şarkı ya da şiir geldi, ama tam hatırlamıyorum sözlerini;
... Yürüsen de, dursan da
Türlü hayal kursan da
Saati durdursan da
Geçen gün ömürdendir
/
İbretin olsun dünün
Hakkını ver bugünün
Belki yarın son günün
Geçen gün ömürdendir
/
Ne sultana ne şaha
Kalmadı dünya aha
Ele geçmez bir daha
Geçen gün ömürdendir
/
Unutmadan gayeyi
Al zamandan payeyi
Tüketme sermayeyi
Geçen gün ömürdendir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KELEBEK ÖMÜRLÜ ŞARKILAR - ZEYNEP SANDALOĞLU

Müzik, insanoğlunun doğumundan ölümüne kadar var olan en kalıcı ritimlerden bir tanesidir. İnsan kendi duygu haline uygun şarkılarla anlam bulabilir. Şarkı sözleri, anlatmak isteyip de anlatamadıklarımızı sanki kendi içinizi okuyormuşçasına duygularınıza tercüman olur. “ Şarkıların da ömrü var mıdır? ” diye düşündüm geçenlerde. Şarkılar da insanlar gibi kimi zaman tükenir kimi zaman da yeniden canlanır tozlu sayfaların arasında. Güldürür mü, ağlatır mı, ölümlü müdür ölümsüz müdür gibi, bir sürü sorular aklımdan geçti. ‘Evet’ dedim kendi kendime onların da ömürleri var. Kimi şarkılar bir kelebek misali bir günde ölebilir, kimisi de kaç yüzyıl geçse de ruhunu yaşatır. Şarkıların da ruhu var. Dinlemek isteyene tüm kapılarını en güzel şekilde açar ve sizin duygularınızla ahenkle dans eder. Müziğe bakış açım bu zamana kadar böyleydi fakat geçenlerde ruhumu dinlendirmek için radyo açtığımda moralimi bozmaktan ve kafamı şişirmekten başka bir şey yapmadı. Elbette sözüm; pop müziklerinin ...

GÖNÜL BOHÇASI

Arkadaşlar merhaba. Mutluluğun tarif edemeyeceği bir duyguyu sizlerle paylaşmak istedim ve ilk olarak bloğumuza katkı sunanların emeklerini değerlendirerek onlara sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Son günlerde bloğumuza yapmış olduğunuz yoğun ilgi ve okunma oranlarının artmasından dolayı da sizlere çok teşekkür ederim. Aynı zamanda yine son haftalarda blog ile daha çok kişi etkileşime geçiyor ve gün geçtikçe blog yazılarının okunma sayısı da artış gösteriyor. Bu durum bizim için, değer verdiğinizi göstermesi açısından oldukça güzel bir durum.  Tenâkuz blog yazarlarımızın kavramlara her yönden bakması, anlamlandırma çalışmalarını yapması ve özellikle de edebiyata yeni bir bakışı sunabilme çabası, sizlerin geri dönüşlerinin bizlere gerekli desteği sunması yönüyle önemli bir süreci yakaladı. Bu yönüyle bizlere daha çok dönüş yapmak ve çalışmaların sıklıklarını da iyileştirici ya da geliştirici bir yönde ulaştırma durumları açısından 'tenakuzlar@gmail.com' hesabı ile iletişime...