Ana içeriğe atla

KİMSELER VE HERKESLER - MUZAFFER BİLSİN


Yaşadığımız bu dünya ‘Özne’ açısından ikiye ayrılmış durumdadır: ‘Kimseler ve Herkesler’ olarak. İnsanlar, ilk aldığımız nefes ile son verdiğimiz nefes sürecinde yaşadıkları hayat serüveninin birçok noktasında bu iki özneye ayrışmış durumdadır. Bu yaşam serüveni sürecinde, bireyi ilgilendiren bir olay kimsenin umurunda olmaz iken geneli ilgilendiren bir konu da herkesi ilgilendiren bir konu haline gelmektedir. Bu ayrışmanın temeli ise ‘yaşamaktan’ geçer. İsmet Özel ‘yaşamak umurumdadır’ derken ‘Kimseler ve Herkesler’in ayrışmış olduğu bu temel noktaya bariz bir çizgi çeker. Bizim bu ayrımı yapmamızın ve ortadaki sorunu göstermeye çalışmamızın sebebi ise, hangi konunun Kimseyi veya Herkesleri ilgilendirmesinde yatmaktadır. Bülent Parlak bey ‘Benim hiçbir şey umurumda değil, benim her şey umurumda’ sözünü dile getirirken, Kimseler ve Herkesler’in yaşadığı temel tenâkuzu ortaya koyar. 
‘Banane’ hastalığının at koşturduğu bu zamanda, geneli ilgilendiren bir olay ilk olarak bireylerde vücut bulduğu için, kimsenin umurunda değildir. Lâkin ilerleyen zamanlarda o olay geneli ilgilendirmeye başlayınca herkesler ortaya çıkmaya başlar ve o olayı sahiplenirler. Ancak nedendir pek bilinmez, bu zamanda bir konu geneli dahi ilgilendirse bile, hiçkimsenin umurunda olmaz ve ağızlarda şu cevaplar durulur: ‘yaığğh dünyayı kurtarmak bize mi kaldı’. Evet dünyayı kurtarmak bize kaldı sevgili okur, bizlere yani herkese. Geçtiğimiz eylül ayında çalışmış olduğum bir televizyon kanalı için sokağa, sokak röportajı için çıktığımda bana verilen görev gereği insanlara birtakım sorular ilettim. Lâkin 2 saatlik bir uğraşım sonucunda yerel halktan tek bir kişiyi bile konuşturamadım. Çünkü insanlar, o sorulara verdikleri cevap doğrultusunda kendilerinin ilerde başlarına bir şey gelecek korkusunu tüm uzuvlarında barındırmaktaydılar. Ben de bu duruma sinirlenip, Twitter’da “ya ne oluyor arkadaş bu Maraş’a” deyince kendi topraklarımın insanları tarafından birazcık linçe uğradım. Onlara göre eleştirdiğim için onların gözünde ‘yediğim kaba tükürmüş’ pozisyonuna düşmüşüm. Ben ise bu korkunun neden kimsenin umurunda değil arkadaş o zaman benim umurumda olmalı düşüncesiyle o sözleri söylemiştim, ki ben de bu durumda haklıydım. Bir çok mecliste, ortamda, programda vesaire kullandığımız şu cümle boşa gitmemeliydi: “Hepimiz aynı gemideyiz”. Hepimiz aynı gemide isek su alan geminin bir tarafı su alıyor, diğer tarafı ise su almıyor diyerek, geminin sadece su alan tarafı batacak mantığı ile olaya yaklaşırsak az önce kullandığımız cümleye ters düşmüş olmaz mıyız? Eğer hepimiz aynı gemide isek bu geminin sınırları içerisinde olan büyük veya küçük bütün konu kimsenin umurunda olmama hakkına sahip değildir. Herkesin umurunda olmalıdır.
Bugün içinde bulunduğumuz sosyal hayatın birçok noktasında önemli sıkıntılar var. Bunların ne olduğunu sıralamaya gerek yok, ki sizler bunların bir çoğunun ne olduğunu bizzat yaşayarak görüyorsunuz. Bizler de eleştirmek için bu konuyu kaleme almadık. Lâkin yaşayarak gördüğümüz bu konularda hangi tarafta durduğumuz çok önemli bir konu ve duruş olsa gerek. Yanlışa ses çıkarmayıp ‘Kimseler’ tarafında mıyız yoksa yaşanan olaydan ders çıkarmaya çalışarak o olayı sahiplenip ‘Herkesler’ tarafında mıyız? Çünkü bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı ile aynı gemide asla yol alamayız. 
Bu konuda önemli noktalardan birisi de, olaylara yaklaşırken eleştiri yapma durumudur. Bizler bugün öz eleştiriye pek açık olmadığımız için her yapılan eleştiriye bir etiket vurup kabul etmiyoruz. Bu durumu kabul etmediğimiz gibi eleştiri yapanı vatan hainliği ile yaftalıyoruz. Kimin hangi sıfatla ne söylediğine bakmadan o kişinin kimliği ile yargılama yapıyoruz. Oysaki ilmin temelinde söyleyen kişinin kimliğinin bir önemi yoktur, ne söylemek istediğinin önemi vardır. Birileri, bir şeyler iyi olsun diye eleştiri yapıyorsa o kişinin kimliğine değil ne söylemeye çalıştığına bakmak en akıllıca yol olur. Şayet böyle yapmaz isek  her söylenen sözü düşman ağzından küfür dinlemiş gibi dinler ve sert tepki veririz. Bizlerin buradaki bu konuyu ele alıp eleştirmesinin nedenlerinden birisi de budur. Aynı gemideysek bir şeyler bizim de umurumuzda olmalıdır. Gökhan Özcan’ın ‘her şey güzel olsun istedik, çünkü değildi’ cümlesi, bizim maksadımızı da açıkça yansıtmaktadır. O halde; herkeslere selam olsun!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

RAHATSIZ VİCDANLAR - MAHMUT KARAHAN

Sanmasınlar bildiklerini bilmezdik, Sadece bildiğimiz bilinsin istemedik. Bilmezden geldik. Rahattı böyle kafamız Rahat kafamız onları Vicdanlarıyla rahatsız bıraktı. Keşke rahatsız ruhlarını Yastık kılıflarından başka kılıflarla, Karşımıza çıkarmasalardı. Hem onlar için mühim olan çıkarlardı, Elbet bir gün çıkarları, Hayatlarından ebediyen çıkacaktı. Ah bir de, bir bilselerdi Yalnız gecelerde şaşalı dostluklarıyla, Herhangi bir Halil İbrahim sofrasının ardından, Çıkmaz sokaklarda çıkarlarını bulacaklardı. Neyse Allah’tan, Allahlarından bulacaklardı.

SÜLEYMAN MABEDİNDE BİR ÇATLAK DUVAR - SAMİ MERCİMEK

- ...SÜKÛNET VE KARANLIK... - Yüzyıllar süren fakat zamanı ayırt edecek hiçbir şey olmadığı için yok gibi geçen zamana dair olan, sükûnet ve karanlık... Bir bilincinin olmasının, bir benliğinin olmasının anlamsızlaştığı o karanlık... İşte oradan geliyorum. Ben kimdim bilmiyordum. Adım sanım yoktu. Vardım. Var olmuştum bir şekilde. Adını bilmediğim bir gizemin koynunda günlerce, aylarca ve hatta yıllarca beklemiştim. Var mıyım ya da yok muyum, benden başka da bir bilen yoktu. Ben; bendim. Bunu bildim asırlarca, toprağın altındaki karanlık bir kundakta. Böyle geçen onca zamandan sonra, bazen de rüzgârı hissederdim; başımın tepesini süpürürdü sürekli. Hafif hafif ve ese ese eşelerdi tepemdeki toprak yığını. En sonunda göz kapaklarımdaki toprağı süpürünce bu rüzgâr, görür oldum en tepesinde durduğum dağı. Bu dağ, uçsuz bucaksız bir ovanın en orta yerinde dikili bir kazık gibi yükseliyordu tüm heybetiyle. Ben ise asırlardır onun en tepesinde bekliyormuşum, bir anda gerçeğine ulaşıyo...