Ana içeriğe atla

BURALAR HASRET - MERVECAN ORAK


Birden çıkıp geldi rüzgârın,
Denizinden, karama doğru
Savruluyor kirpiklerim
Baş kaldırırcasına,
Pabucu dama atılmış bir görsen.
Ellerinde ne var bilmiyorum,
Gamzendeki huzur savuruyor beni,
Bir yerden, bir yere..
Kış güneşindeki sıcaklık var, zarafetinde.
Bir diyardan, başka bir diyara salan..
Hapsetmişsin beni sana
Özgürlüğü bulmuş bir kuş gibiyim..
Öylece izliyorum, yüzündeki tebessümü..
Birden çıkıp geldi gözlerin
Maviye hasret,
Kah bulut, kah deniz
Kayboluyorum derinlerinde
Birden aklıma çocuklar geldi,
Bir bayram günü harçlığını almış
Neşeyle hava atıyormuşum gibi hissediyorum.
Sen nesin?
Hangi diyarların derinliklerine hapsettin bu güzelliği?
Sahi ellerindeki bir avuç mavi mi?
Hayaller sofrasına davet ediyor.
Buralar sen kokuyor,
Buralar hasret,
Mahkemeye verdim, içimdeki seni
Çok fazla haşir neşiriz diye..
Toprak rengine çalıyor bakışların
Bir utanç sezdim yüzünde.
Şarkının mırıldandığı bu sokak
Bana seni söyler;
Hasretinle yandı gönlüm
Yandı da söndü gönlüm
Ben seni, sana, senle gördüm..
Bugünümün şükrü
Ben seni rüyalarıma, mavi diye örttüm.
Bakınca özgürlüğe uçmak için..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GUY DE MAUPASSANT: BİR KORKU EŞİĞİ(NDE)

Henri René Albert Guy de Maupassant, Fransız bir yazardır. Maupassant henüz çocukken, annesi ve babası ayrılır. Guy ile kendisinden daha küçük olan kardeşi Herve, anneye bırakılır. Annesi, ondaki edebi kabiliyetin gelişmesine yardım eder. Anne, oğlunun okuyacağı ilk kitapları özenle seçer; ve ona bilhassa Shakespeare’i tanıtır. Fakat bunun dışında oğlunu tamamen serbest bırakır. Çok güçlü kuvvetli olan yazarın ilk yılları da belki, ve hatta bütün hayatının en mutlu yılları, bu zamanlarda olur. Maupassant çok güçlü ve kuvvetli bir kişilik taşır; sıhhati, neşesi pek yerindedir; şakadan ve muziplikten hoşlanır. Vaktinden önce kendisini ölüme sürükleyecek olan hastalığı, kendisinde henüz hiçbir belirti göstermez. Onun için, o da kendisini başkentin keyiflerine koyuvermiştir.  Annesi Maupassant’ı Flaubert’e emanet eder. O da 1873-80 yılları arasında, genç yazarın yetişmesine büyük bir titizlik gösterir. Onu, sanat uğrunda her şeyi fedaya teşvik eder. İlk yazılarını okuyup düze...

RUH’UN ÖLÜMÜ - CANAN ÇAVDAR

İnsanlarda düşünsel sürekliliğini bir “giz” olarak yansıtan ruh, en çok ölümsüzlüğü ile anılmıştır. Ölüm ve hayat ve aşk ve merhamet gibi hakikatlerden her daim başarıyla sağ çıkmayı başaran ruh için; “peki gerçekten de ölümsüz mü” sorusu yöneltildiğinde, bu da soru mu şimdi diye karşılık veren Platon, sesleniyor bizlere. Platon ile ilgilenmiyorum şimdilik, çünkü o; “ruh ölümsüzdür” kavramını içselleştiren, ancak ruhun öldüğünü asla göremediği bir pencereden bakıyor. Bu duruma çok da ses etmiyorum tabii, çünkü günümüzün ya da milyonlarca yıl önceki günlerin birbirleriyle aynı istikamette yol aldığını düşünmüyorum. Yolun gidişatını bile kestirme yollar belirliyor günümüzde, böyle bir yolda ruhun farklı bir yöne kayması olacak bir iş değildir. Özdenören’in yol metaforu bu konuda bizlere ciddi bir temâsül veriyor; “ Kâğıt üzerinde, bir tek yol en kestirme gibi görünse de eğer o en kestirme görünen yol benim yapmak istediklerime cevap vermekten yoksunsa, kestirme diye o yolu seçmenin...