Ana içeriğe atla

GÜLEMMA - SAMİ MERCİMEK


Hasret yoluna düşenlere,
Türküler söyle yüreğinin en derininden,
Sevda harmanını dökenlere,
Ümitler üfle kelimelerinin en serininden,
Kış şafağa engeldir sanma,
Bahar tohuma aşıktır Gülemma.

Göklerden kopup geliyor bir heyelan,
Semadan rahmetle dökülüyor inci ve mercan,
Tabiatı sarıyor bir feryadı figan,
Bil ki hepsi ayrı düşmüş diye can ile canan,
Aldanma yakutlar bezeli yolların ferahına,
Asıl karı delen çiçekler güzeldir Gülemma.

Yusuf’un vuslatı kuyudadır,
Yunus’un hasreti kıyıdadır,
Mecnun’u, kerem eden ki bir bakıştadır,
Aşkın altın anahtarıysa hep firaktadır,
Küle dönen ateşin közüne kanma,
Hasrete düşen gönlün yangını dinmez Gülemma.

Yorumlar

  1. siirde yolun acik olsun Sami Bey
    NFK derki 18 yasina kadar herkes siir yazar 18 yasindan sonra şairlet şiir yazar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

RAHATSIZ VİCDANLAR - MAHMUT KARAHAN

Sanmasınlar bildiklerini bilmezdik, Sadece bildiğimiz bilinsin istemedik. Bilmezden geldik. Rahattı böyle kafamız Rahat kafamız onları Vicdanlarıyla rahatsız bıraktı. Keşke rahatsız ruhlarını Yastık kılıflarından başka kılıflarla, Karşımıza çıkarmasalardı. Hem onlar için mühim olan çıkarlardı, Elbet bir gün çıkarları, Hayatlarından ebediyen çıkacaktı. Ah bir de, bir bilselerdi Yalnız gecelerde şaşalı dostluklarıyla, Herhangi bir Halil İbrahim sofrasının ardından, Çıkmaz sokaklarda çıkarlarını bulacaklardı. Neyse Allah’tan, Allahlarından bulacaklardı.

SÜLEYMAN MABEDİNDE BİR ÇATLAK DUVAR - SAMİ MERCİMEK

- ...SÜKÛNET VE KARANLIK... - Yüzyıllar süren fakat zamanı ayırt edecek hiçbir şey olmadığı için yok gibi geçen zamana dair olan, sükûnet ve karanlık... Bir bilincinin olmasının, bir benliğinin olmasının anlamsızlaştığı o karanlık... İşte oradan geliyorum. Ben kimdim bilmiyordum. Adım sanım yoktu. Vardım. Var olmuştum bir şekilde. Adını bilmediğim bir gizemin koynunda günlerce, aylarca ve hatta yıllarca beklemiştim. Var mıyım ya da yok muyum, benden başka da bir bilen yoktu. Ben; bendim. Bunu bildim asırlarca, toprağın altındaki karanlık bir kundakta. Böyle geçen onca zamandan sonra, bazen de rüzgârı hissederdim; başımın tepesini süpürürdü sürekli. Hafif hafif ve ese ese eşelerdi tepemdeki toprak yığını. En sonunda göz kapaklarımdaki toprağı süpürünce bu rüzgâr, görür oldum en tepesinde durduğum dağı. Bu dağ, uçsuz bucaksız bir ovanın en orta yerinde dikili bir kazık gibi yükseliyordu tüm heybetiyle. Ben ise asırlardır onun en tepesinde bekliyormuşum, bir anda gerçeğine ulaşıyo...