Ana içeriğe atla

KİBRİT MEVSİMİ, BAHAR ÇİÇEĞİ - SAMİ MERCİMEK


Sokakların insanı bir kenara,
Söyle şimdi sen,
Hangi çığırtkan kuşun,
Zümrüdi kanadında,
Göğün aydınlık fenerinden,
Hangi ışığı koparmak istersin?

Söyle şimdi sen,
Şimdi ve şimdi kadar sade,
Hangi yaprakta,
Hangi koza karanlığında,
Tabutunu yarmak istersin?
Yutamayacağı kabusları vardır zamanın,
Gül ve diken barındıran,
Söyle işte şimdi sen,
Kimin kılığına büründüysen,
Kavruk yüzünü gösterince zaman,
Kim olarak ölmek istersin?

Demirden oraklarla biçer sesler,
Bil bu kibrit mevsimini,
Yan ve sön,
Güneş gibi,
Doğ ve dön,
Metal zemberekli bir labirent doğa,
Zaman ve insan duymaz bu mevsimi,
Duysa da anlamaz,
Bu bahar çiçeğini,
O yüzden,
Söyle hemen şimdi sen,
Hangi bedende,
Hangi gönülde yanmayı dilersin?

Sokakların insanını,
Bırak bir kenara....


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VOLTAİRE: HAYATI VE SANATI

Voltaire, zamanın içinde ve zamanına muvazi olarak gelişmiş, değişmiş bir düşünce adamı olduğu için, yaptığı tesir kadar da kendisi, devrinin mahsulüdür. Hayatının her merhalesi ayrı ayrı, devrinin inkişaf merhalelerine karşılıktır. Daha aile muhitindeyken asrının hususiyetini teşkil eden zevkler edindiği gibi, orta tahsil çağında, yine muhitinden, Louis - Le Grand lisesindeki Cizvit idaresinden, güçlükler karşısında eğilmesini, nezaket ve inceliği öğrendi. Voltaire’i okurken devrini hatırlamamak kaabil değildir. XVII. yüzyılda, otorite ihtiyacından doğma asiller sınıfı yanında, ticaretin gelişmesi neticesi burjuva sınıfı da yer almağa başlamıştı. XVIII. yüzyılda servet birikmesi, saray lüksü ve israflar, ister istemez bir de sefiller sınıfının meydana gelmesine yol açtı. Bu sınıf eskiden de vardı ama, durumunu tevekkülle kabul ederdi. Bu defa, homurdanan bir kitle halini aldı. Maliyecilerin, mürabahacıların çevirdiği dolaplar; asillerin kendi dünyaları dışına gösterdikleri ilgi...

RUH’UN ÖLÜMÜ - CANAN ÇAVDAR

İnsanlarda düşünsel sürekliliğini bir “giz” olarak yansıtan ruh, en çok ölümsüzlüğü ile anılmıştır. Ölüm ve hayat ve aşk ve merhamet gibi hakikatlerden her daim başarıyla sağ çıkmayı başaran ruh için; “peki gerçekten de ölümsüz mü” sorusu yöneltildiğinde, bu da soru mu şimdi diye karşılık veren Platon, sesleniyor bizlere. Platon ile ilgilenmiyorum şimdilik, çünkü o; “ruh ölümsüzdür” kavramını içselleştiren, ancak ruhun öldüğünü asla göremediği bir pencereden bakıyor. Bu duruma çok da ses etmiyorum tabii, çünkü günümüzün ya da milyonlarca yıl önceki günlerin birbirleriyle aynı istikamette yol aldığını düşünmüyorum. Yolun gidişatını bile kestirme yollar belirliyor günümüzde, böyle bir yolda ruhun farklı bir yöne kayması olacak bir iş değildir. Özdenören’in yol metaforu bu konuda bizlere ciddi bir temâsül veriyor; “ Kâğıt üzerinde, bir tek yol en kestirme gibi görünse de eğer o en kestirme görünen yol benim yapmak istediklerime cevap vermekten yoksunsa, kestirme diye o yolu seçmenin...