Ana içeriğe atla

BEN - APOKRATES



Ben Âdem’in içinde bir gizim.
Ben en onulmaz en bulunmaz bir şifayım,
Yaprağın ucunda ha düştü düşecek olan çiğ.
Benim zalimin içindeki en büyük keşkenin sebebi benim.
Şairin şiirlerinde durakladığı mısra benim.
Ben Meryem’in kanatlarının rengi.
Ben İsa’nın yeniden dirilttiği ölüyüm, 
Kudüs’ün içinde sessizce inleyen benim.
Ben mabetlerin köşe duvarı mabetlerin şerefesiyim.
Okyanusların dibinde gözü kapalı balık.
Ben Musa’nın elinde bir canavara dönüşen asayım.
Ben Zekeriya’nın gizlendiği ağacın kovuğu.
Ben Nuh’u sular üzerinde gezdiren gemiyim.
Ben Barbaros Hayrettin’in sakallarından fışkıran duayım.
Ben Fatih’in denize sürdüğü hırçın at.
Yavuz Sultan Selim Hân'ın bıyığının burmasıyım.
Ben Nemrud dağının sabah serin yeli.
Ben Arabi çöllerinin dayanılmaz susuzluğu.
Ben demircinin yorgunlukla indirdiği demir.
Ben huzurun rahatlığa baş koyduğu yastık.
Ben sağır.
Ben dilsiz.
Ben ağma.
Ben ve ben
Sen kimsin?




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VOLTAİRE: HAYATI VE SANATI

Voltaire, zamanın içinde ve zamanına muvazi olarak gelişmiş, değişmiş bir düşünce adamı olduğu için, yaptığı tesir kadar da kendisi, devrinin mahsulüdür. Hayatının her merhalesi ayrı ayrı, devrinin inkişaf merhalelerine karşılıktır. Daha aile muhitindeyken asrının hususiyetini teşkil eden zevkler edindiği gibi, orta tahsil çağında, yine muhitinden, Louis - Le Grand lisesindeki Cizvit idaresinden, güçlükler karşısında eğilmesini, nezaket ve inceliği öğrendi. Voltaire’i okurken devrini hatırlamamak kaabil değildir. XVII. yüzyılda, otorite ihtiyacından doğma asiller sınıfı yanında, ticaretin gelişmesi neticesi burjuva sınıfı da yer almağa başlamıştı. XVIII. yüzyılda servet birikmesi, saray lüksü ve israflar, ister istemez bir de sefiller sınıfının meydana gelmesine yol açtı. Bu sınıf eskiden de vardı ama, durumunu tevekkülle kabul ederdi. Bu defa, homurdanan bir kitle halini aldı. Maliyecilerin, mürabahacıların çevirdiği dolaplar; asillerin kendi dünyaları dışına gösterdikleri ilgi...

RUH’UN ÖLÜMÜ - CANAN ÇAVDAR

İnsanlarda düşünsel sürekliliğini bir “giz” olarak yansıtan ruh, en çok ölümsüzlüğü ile anılmıştır. Ölüm ve hayat ve aşk ve merhamet gibi hakikatlerden her daim başarıyla sağ çıkmayı başaran ruh için; “peki gerçekten de ölümsüz mü” sorusu yöneltildiğinde, bu da soru mu şimdi diye karşılık veren Platon, sesleniyor bizlere. Platon ile ilgilenmiyorum şimdilik, çünkü o; “ruh ölümsüzdür” kavramını içselleştiren, ancak ruhun öldüğünü asla göremediği bir pencereden bakıyor. Bu duruma çok da ses etmiyorum tabii, çünkü günümüzün ya da milyonlarca yıl önceki günlerin birbirleriyle aynı istikamette yol aldığını düşünmüyorum. Yolun gidişatını bile kestirme yollar belirliyor günümüzde, böyle bir yolda ruhun farklı bir yöne kayması olacak bir iş değildir. Özdenören’in yol metaforu bu konuda bizlere ciddi bir temâsül veriyor; “ Kâğıt üzerinde, bir tek yol en kestirme gibi görünse de eğer o en kestirme görünen yol benim yapmak istediklerime cevap vermekten yoksunsa, kestirme diye o yolu seçmenin...