Ana içeriğe atla

EY SEVGİLİ - FARUK SARIKAVAK


Ey sevgili! Gittiğin yerler buralara çok mu ırak?
Sen buradan gittin gideli bütün vadilerim kurak...

Ben senin yolunda yorulmak bilmeyen bir seyyah.
Ama yollarım, gecelerim kapkaranlık ve siyah...

Kaybettim şimdi denizinde yüzdürdüğüm sallarımı.
Terketmek zor geliyor alıştığım kumsallarımı...

Kabul eder misin ümmetini adadığı adaklarından.
Hepimiz muhtacız şimdi çıkacak bir söze dudaklarından...

Ey sevgili! Bitsin artık bu hasret sonsuzluk uykundan uyan.
Hor görme bizi ne olur, sensin feryadımızı duyan...

Şahit olamadık belki ayı iki böldüğün anına.
Elbette biz sırrına eremeyiz mucizelerinin nihanına...

Ey sevgili! Görebilseydin bugün ümmetindeki yarışı.
Belki o zaman aşardı ettiğimiz tüm dualar arşı...

Bir kere değseydi keşke o mübarek elin elime.
İnşallah seninle çıkar ağzımızdan ölürken o ilahi kelime...




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VOLTAİRE: HAYATI VE SANATI

Voltaire, zamanın içinde ve zamanına muvazi olarak gelişmiş, değişmiş bir düşünce adamı olduğu için, yaptığı tesir kadar da kendisi, devrinin mahsulüdür. Hayatının her merhalesi ayrı ayrı, devrinin inkişaf merhalelerine karşılıktır. Daha aile muhitindeyken asrının hususiyetini teşkil eden zevkler edindiği gibi, orta tahsil çağında, yine muhitinden, Louis - Le Grand lisesindeki Cizvit idaresinden, güçlükler karşısında eğilmesini, nezaket ve inceliği öğrendi. Voltaire’i okurken devrini hatırlamamak kaabil değildir. XVII. yüzyılda, otorite ihtiyacından doğma asiller sınıfı yanında, ticaretin gelişmesi neticesi burjuva sınıfı da yer almağa başlamıştı. XVIII. yüzyılda servet birikmesi, saray lüksü ve israflar, ister istemez bir de sefiller sınıfının meydana gelmesine yol açtı. Bu sınıf eskiden de vardı ama, durumunu tevekkülle kabul ederdi. Bu defa, homurdanan bir kitle halini aldı. Maliyecilerin, mürabahacıların çevirdiği dolaplar; asillerin kendi dünyaları dışına gösterdikleri ilgi...

RUH’UN ÖLÜMÜ - CANAN ÇAVDAR

İnsanlarda düşünsel sürekliliğini bir “giz” olarak yansıtan ruh, en çok ölümsüzlüğü ile anılmıştır. Ölüm ve hayat ve aşk ve merhamet gibi hakikatlerden her daim başarıyla sağ çıkmayı başaran ruh için; “peki gerçekten de ölümsüz mü” sorusu yöneltildiğinde, bu da soru mu şimdi diye karşılık veren Platon, sesleniyor bizlere. Platon ile ilgilenmiyorum şimdilik, çünkü o; “ruh ölümsüzdür” kavramını içselleştiren, ancak ruhun öldüğünü asla göremediği bir pencereden bakıyor. Bu duruma çok da ses etmiyorum tabii, çünkü günümüzün ya da milyonlarca yıl önceki günlerin birbirleriyle aynı istikamette yol aldığını düşünmüyorum. Yolun gidişatını bile kestirme yollar belirliyor günümüzde, böyle bir yolda ruhun farklı bir yöne kayması olacak bir iş değildir. Özdenören’in yol metaforu bu konuda bizlere ciddi bir temâsül veriyor; “ Kâğıt üzerinde, bir tek yol en kestirme gibi görünse de eğer o en kestirme görünen yol benim yapmak istediklerime cevap vermekten yoksunsa, kestirme diye o yolu seçmenin...