Ana içeriğe atla

KALABALIK - MAHMUT KARAHAN


Bir daha geçiyordu,
Ürkek adımlarıyla gecelerimden.
Bir olay örgüsünün,
İçerisindeydim sanki yine.
Sokak lambalarının altında,
Kaldırım taşlarını yalnızlıktan kurtardığını,
İnceden bir sızıya benzeyen saçlarının,
Gözlerini kapattığını söylemeliydim.
Ellerine dokunamazdım belki ama,
Kalbine misafir olmak istediğimi,
Yağmur damlaları camlara olan öfkesini hissettirirken,
Hissettirmeliydim.
Hem sonra,
Elleri de üşüyor gibiydi.
İçinin ayazında yaşıyordu hayatını.
Saçları caddeler kadar ıslak,
Göz altları,
Uykuyu özleyecek kadar bitap..
Bitsin istiyordu sanki bazı şeyler,
Gitmeler..
Gittiği yerlerdeki bitmeyen geceler.
Hasta olmak üzereydi.
Ceketimi versem,
Alır mıydı?
Yoksa,
Üşümediğine dair bir yalan uydurup
Bizi yalnızlığından savar mıydı ?
Cesaretimi toplamalıydım.
Pardon,
Bakar mısınız?
Ceketim düşlerim kadar omuzlarımda ağırlık,
Alır mısınız?
Düşleriniz size kalsın bayım,
Benim düşlerim
Zaten yeterince kalabalık.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSİMSİZ DURAK: SAMAN ÇÖPLERİ - MÜZDELİFE YILMAZ

Kaç kişi bilir  Saman Çöpleri ’nin hikâyesini? Kaç kişi okumuştur, dinlemiştir ya da duymuştur? Sesler hafızamızda bir süre sonra unutulur belki, ama anlatılanların unutulması zaman alabilir. Bende ne zaman ve nerede dinlediğimi hatırlayamadığım bu hikâyeyi -belki bir bakış açısıdır kestiremedim- sizlerle paylaşacağım; “Harmanda arpa, buğday, çavdar biçilmiş, mal sahibinin ihtiyacı olan sap/saman toplanmış ve geriye artık çöp diyebileceğimiz samanlar kalmıştır: Saman Çöpleri. Harmandan geriye kalan Saman Çöpleri’nin her biri bir yaz gününün hafif esen ılık rüzgârında oradan oraya savrulup durmuştur. Kimi Saman Çöpleri toza toprağa karışıp yoğrulurken kimi Saman Çöpleri de kendilerini su üzerinde bulmuştur. Su, boyuna akıp giderken, üzerinde Saman Çöpleri’nin de sayısı artmıştır. Artmıştır artmasına ancak bu artışın getirdiği birlik/kalabalıklık onları her zaman birlik içerisinde ve oldukları yerde tutamamıştır. Kimi Saman Çöpleri akan suyun üzerinde yüzmüş, kimi Saman Çöpleri...

ÇIĞLIK - MERVECAN ORAK

Ocağın da bir dili var Karı var, acısı var Şubatına yol açar Güz’ü var, sözü dar. Mart kapısı açılır, umut verircesine Nisan yağmuruna, şemsiye tutarcasına, Mayıs baharında, güneşe dokunur, Açılır, saçılır denizi okunur.. Haziran akşamları, dalgayla kaybolur kırları, Temmuzun sıcağı, kavurur, savurur, Aydınlığıyla durulur.. Bir de sen varsın tabi Ağustos renkleri, mavisi, yeşili Dalgın dalgalara, savrulan pervaneleri Eylül güz’ü, sonbaharın örtüsü. Dökülür ağaç dalları, savurur rüzgâr. Eser derinine, deliliğine Sen mavi martı; üşümedin mi sessiz çığlığa? Ekim sen miydin gelen? Vapurları kıyıya küstüren.. Gökyüzünde siyah kaçışlar, göçe davet ettiren.. Kasım kabusları, bitişe kalem tutuşları, ah! Bir de alttan alışları. Aralıklı gülümsüyoruz.. Kapının kenarında, aralanıyor son bakış İşlenmiş bir yıl daha, deliye hasret, Zalime dert, huzura bereket.. Bir uzun bekleyiş daha Yeni kapıların aralanmasına.. Şimdi açalım ocağı, mevsi...