Ana içeriğe atla

PINARBAŞI GURBETLERİ - SAMİ MERCİMEK


Kaç keklik havalandı şu pınar başında
Elim tüfekte Allah’ım
Sorarım,
Dili olsaydı gökyüzü,
Susar mıydı yetim yıldızların gevezeliğine?
Kahverengi dallarını yüceltince bir çınar,
Toprağın kokusu dolanınca çalılar adedince,
Dalgalanır mıydı bir dervişin genzinde,
Benim sana olan yalnızlığım kadar.

Kilitli kapılar ile ikiz yaratınca yüreği,
Zaman nasıl ki bela demişti,
Nasıl girmişti bu anahtar deliğine,
Ayrılıkların aydınlattığı yoldan,
Nasıl varılırdı ki ey Rabbim
Kentinin kenar köşelerine,
Deliliğe,
Ne güzel bakışları ve en güzel gülüşleri,
Bahşettiğini söylememiş miydi hiç kullarından biri
Peki ya bilmem kaç yüz bin kez,
Kaç kulunda dirilttin ki bu suali
Ademin sırtından bu ana damıtarak.

Terli ensesine rüzgâr değende bir ırgat,
Nasıl ki esenlik dolar içi,
Hilkat ile dolan yüreğin hüznüne,
Öyle dokunursun Rabbim,
Çamura batmış çizmelerim,
Elimse tüfekte,
Keklik vurmaya yaramaz bu dünya,
Ama sorarım,
Aynı sualin kundağında,
Kaç kulun yalvardı sana,
Şu pınar başında...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSİMSİZ DURAK: SAMAN ÇÖPLERİ - MÜZDELİFE YILMAZ

Kaç kişi bilir  Saman Çöpleri ’nin hikâyesini? Kaç kişi okumuştur, dinlemiştir ya da duymuştur? Sesler hafızamızda bir süre sonra unutulur belki, ama anlatılanların unutulması zaman alabilir. Bende ne zaman ve nerede dinlediğimi hatırlayamadığım bu hikâyeyi -belki bir bakış açısıdır kestiremedim- sizlerle paylaşacağım; “Harmanda arpa, buğday, çavdar biçilmiş, mal sahibinin ihtiyacı olan sap/saman toplanmış ve geriye artık çöp diyebileceğimiz samanlar kalmıştır: Saman Çöpleri. Harmandan geriye kalan Saman Çöpleri’nin her biri bir yaz gününün hafif esen ılık rüzgârında oradan oraya savrulup durmuştur. Kimi Saman Çöpleri toza toprağa karışıp yoğrulurken kimi Saman Çöpleri de kendilerini su üzerinde bulmuştur. Su, boyuna akıp giderken, üzerinde Saman Çöpleri’nin de sayısı artmıştır. Artmıştır artmasına ancak bu artışın getirdiği birlik/kalabalıklık onları her zaman birlik içerisinde ve oldukları yerde tutamamıştır. Kimi Saman Çöpleri akan suyun üzerinde yüzmüş, kimi Saman Çöpleri...

ÇIĞLIK - MERVECAN ORAK

Ocağın da bir dili var Karı var, acısı var Şubatına yol açar Güz’ü var, sözü dar. Mart kapısı açılır, umut verircesine Nisan yağmuruna, şemsiye tutarcasına, Mayıs baharında, güneşe dokunur, Açılır, saçılır denizi okunur.. Haziran akşamları, dalgayla kaybolur kırları, Temmuzun sıcağı, kavurur, savurur, Aydınlığıyla durulur.. Bir de sen varsın tabi Ağustos renkleri, mavisi, yeşili Dalgın dalgalara, savrulan pervaneleri Eylül güz’ü, sonbaharın örtüsü. Dökülür ağaç dalları, savurur rüzgâr. Eser derinine, deliliğine Sen mavi martı; üşümedin mi sessiz çığlığa? Ekim sen miydin gelen? Vapurları kıyıya küstüren.. Gökyüzünde siyah kaçışlar, göçe davet ettiren.. Kasım kabusları, bitişe kalem tutuşları, ah! Bir de alttan alışları. Aralıklı gülümsüyoruz.. Kapının kenarında, aralanıyor son bakış İşlenmiş bir yıl daha, deliye hasret, Zalime dert, huzura bereket.. Bir uzun bekleyiş daha Yeni kapıların aralanmasına.. Şimdi açalım ocağı, mevsi...