Ana içeriğe atla

GİBİ LEZİZ - KAAN EMİNOĞLU


Ne haddeden süzülmüş boyun,
Ne dökülmüş şişeden mey dudakların,
Ne fayda her durumda sana aldanan...
Karşında biçare, Nedim gazeli gibi parlayan
Kısa mesafede durmadan sıra sıra
Karşıma çıkan en acele vasıtayla
Peşinde bir şehri kovalayan.
Damdan dama atlayan,
Düşen,
Gözden, gökten ve gönülden
Boşluğa bir çerçeve gibi sinen
Sesleriyle ve akisleriyle kesik,
İniş takımlarındaki o çaresiz eksiklik
Düşmek budur sevgilim, düşmek
Etteki o müthiş eziklik
Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek*
Ölmek gibi leziz.

*Ahmet Haşim’in “Ölmek” şiirinden. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ACININ ‘İNCE DOKUNUŞU’ - YASEMİN ARIK

Birçok akademik çalışma üst üste gelince, bir evi sıtır edebilecek duvar niteliğindeki devasa bir kütüphanenin de meydana geldiği söylenebilir. Bununla beraber birçok  TV programının da hassas konularda farkındalık yaratmak için üstün çabalar gösterdiklerine şahit olunur. Peki bunlar, amaçlanan hedefe ulaşmakta başarılı olabiliyorlar mı? Eğer bu sorunun cevabı ‘evet’ ise, neden -hiç durmadan kanayan- yaralarımız hâlâ kanamaya devam ediyor? Çünkü önemli bir şeyi atlıyoruz. Bütün bu bilgi yüklü anlatımların gücü ile katedemediğimiz mesafe, birbirine pek yabancı fakat bir o kadar da birbirine yakışan yürekli iki kelime ile çözümlenebilir. Bu durumu isterseniz Uçurtma Avcısı’nda geçen şu iki kelimelik söz dizisi ile örneklendirelim: ‘genetik piyango’.  Bizler yanılıyoruz. Nefes alıp vermekte iken ısrarcı bir acıyı, gerçekliğin bütün cilvesini kullandığımız vakitlerde, çözümlenmiş şekilde aşikâr ettiğimizi sanıyoruz. İşte bu durum, ‘acının ince kederini’ yansıtmakta eksik ka...