Ana içeriğe atla

DÜREFŞAN - SAMİ MERCİMEK


Çok il göçtüm uzağında,
El olmağa,
Uçmağa vardım dürefşan,
Tespihimin sağrısına,
Adın dedim,
Her baş parmağıma dolandığında adın,
Gözüm göğe değdi dürefşan.

Sazın ince telleri hep ahuzar,
Bu kalbin ağrısı hep aynı yar,
Çiçekler açar,
Canlar akar,
Gidenler döndüğüne bakar,
Bana incilerini attığın an,
Gökler yüzümü kime yazar,
Bir sen bilirsin dürefşan.

Kurudur ayazın baharın,
Kurudur feryadın figanın,
Bana, uçan kuşların,
Yola düşen abdalın,
Sağ yanında seni taşıyan,
Bu hamalın,
Yükünü sen söyle,
Hafifliğimi sen bilirsin dürefşan.

Bir kınalı el,
Bir edalı bakış,
Bunlara mıdır yalvarış,
Bende ki bana uzanış,
Hakkın indinde olmaya varış,
Uzağında, kışında, yazında,
Sana el olmam değil midir dürefşan...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSİMSİZ DURAK: SAMAN ÇÖPLERİ - MÜZDELİFE YILMAZ

Kaç kişi bilir  Saman Çöpleri ’nin hikâyesini? Kaç kişi okumuştur, dinlemiştir ya da duymuştur? Sesler hafızamızda bir süre sonra unutulur belki, ama anlatılanların unutulması zaman alabilir. Bende ne zaman ve nerede dinlediğimi hatırlayamadığım bu hikâyeyi -belki bir bakış açısıdır kestiremedim- sizlerle paylaşacağım; “Harmanda arpa, buğday, çavdar biçilmiş, mal sahibinin ihtiyacı olan sap/saman toplanmış ve geriye artık çöp diyebileceğimiz samanlar kalmıştır: Saman Çöpleri. Harmandan geriye kalan Saman Çöpleri’nin her biri bir yaz gününün hafif esen ılık rüzgârında oradan oraya savrulup durmuştur. Kimi Saman Çöpleri toza toprağa karışıp yoğrulurken kimi Saman Çöpleri de kendilerini su üzerinde bulmuştur. Su, boyuna akıp giderken, üzerinde Saman Çöpleri’nin de sayısı artmıştır. Artmıştır artmasına ancak bu artışın getirdiği birlik/kalabalıklık onları her zaman birlik içerisinde ve oldukları yerde tutamamıştır. Kimi Saman Çöpleri akan suyun üzerinde yüzmüş, kimi Saman Çöpleri...

ÇIĞLIK - MERVECAN ORAK

Ocağın da bir dili var Karı var, acısı var Şubatına yol açar Güz’ü var, sözü dar. Mart kapısı açılır, umut verircesine Nisan yağmuruna, şemsiye tutarcasına, Mayıs baharında, güneşe dokunur, Açılır, saçılır denizi okunur.. Haziran akşamları, dalgayla kaybolur kırları, Temmuzun sıcağı, kavurur, savurur, Aydınlığıyla durulur.. Bir de sen varsın tabi Ağustos renkleri, mavisi, yeşili Dalgın dalgalara, savrulan pervaneleri Eylül güz’ü, sonbaharın örtüsü. Dökülür ağaç dalları, savurur rüzgâr. Eser derinine, deliliğine Sen mavi martı; üşümedin mi sessiz çığlığa? Ekim sen miydin gelen? Vapurları kıyıya küstüren.. Gökyüzünde siyah kaçışlar, göçe davet ettiren.. Kasım kabusları, bitişe kalem tutuşları, ah! Bir de alttan alışları. Aralıklı gülümsüyoruz.. Kapının kenarında, aralanıyor son bakış İşlenmiş bir yıl daha, deliye hasret, Zalime dert, huzura bereket.. Bir uzun bekleyiş daha Yeni kapıların aralanmasına.. Şimdi açalım ocağı, mevsi...