Ana içeriğe atla

ALMANLARIN DEĞERLİ KALBİ: GOETHE


Johan Wolfgang von Goethe, 1749 tarihinde Frankurt’ta doğdu. Nesilden nesile gelişip zenginleşmiş, Thuringen’li bir esnaf ailesinin çocuğuydu. Babası geniş kültürlü bir hukuk bilginiydi. Goethe de babası gibi hukuk okudu. Bu arada birtakım şiirler yazdı. İlk şiirlerini yaktıktan sonra, bazılarını kitaplar halinde yayınladı. Goethe’nin sanat hayatında, Strasbourg’da geçirdiği günlerin büyük önemi vardır. Frederika Brion’la bu şehirde tanıştı; aralarındaki aşk tamamıyla platonikti, üstelik de acı bir ayrılışla sona erdi. Ama Goethe’nin bu aşkın etkisiyle yazdığı şiirlerin, Alman edebiyatının ilk modern şiirleri oldukları söylenebilir. Strasbourg katedraline duyduğu hayranlıksa, başka bir alanda önemli bir eser yazmasına yol açtı: Alman Mimarisi Üzerine. Bu eser, büyük bir ilgi gördü, o zamana kadar hor görülen gotik sanatın sevilip benimsenmesini sağladı. Daha sonra 1773 yılında, Shakespeare’i örnek olarak alan yer, zaman ve hareket birliğini hiçe sayan bir oyun yazdı: Demir Elli Berlichingen. Goethe eserini sert bir ortaçağ şövalyesinin kişiliği üzerine kurmuştu. Bu eseri de geniş bir ilgi uyandırdı. 
Goethe, ‘Egmont’ adlı eserinde, deha ile yüreği, eski çağın mantık saygısına karşı çıkarır. Bu onun başlıca niteliklerinden biridir. Zaten Genç Werther’in Acıları da bunun çok iyi bir göstergesidir. Bu roman yepyeni havası, talihsiz aşığın kendini öldürmesi ile bütün Avrupa’yı etkisi altına almıştır. Goethe, hayatında önemli bir yer tutan başlıca sevgililerinden biriyle, zengin bir tüccarın güzel kızı Lili Schönenman’la Frankfurt’ta tanıştı, ona hemen âşık oldu ve nişanlandı. Genç kızın onun üzerinde büyük bir etkisi vardı, ama ondan hiç yapmayacağı bir şeyi, ‘geleneklere daha uygun’ yaşamasını istiyordu; şair bu düşünceye isyan etti. Yıllarca kendi kendisiyle çarpışıp durduktan sonra, şair tabiatı galip geldi. Lili’den kesin olarak ayrıldı. Goethe bundan sonra devlet memurluğu ile devam ederek hayatını idame ettirmeye devam etti. Ama hükümet işleri, Goethe’nin şairlik yanını felce uğratıyordu. Dostuna yazdığı mektupta: ‘Kendi hakkımda söyleyebileceğim bir şey varsa o da kendimi işime harcadığımdır’, diyordu. Buna karşılık devlet idaresinin pratik gerçekleri, bireyciliğin sınırlarını aşmasına yardım etmekteydi. 
Goethe, 1787’de bir burjuva destanı yazdı: ‘Hermann ile Dorothea’. Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları’nı 1796’da tamamladı. Bu kitabın asıl konusu eğitim ve bireysel kişiliğin meydana gelişiydi. Wilhelm Meister’in Yolculuk Yılları ise, toplum için önemli bir yer tutuyordu. En büyük eseri olan Faust’a gelince, altmış yıllık bir sürekli çalışmanın meyvesidir. Goethe’nin düşünceleri, hayatı, aşkları bu eserde büyük bir yer tutar. Faust, 2 Şubat 1832’de bitmişti. Ama Goethe büyük eserini hâlâ elinden bırakmıyordu, onu mükemmelleştirmeye ve derinleştirmeye çalışıyordu. Ama zaman el vermedi. Goethe, eserine istediği derinliği veremeden öldü...
NOT: Yazının tamamı -çeviri- kaynağından (Beutler, 1970) dikte edilerek alınmıştır, başlık ise Goethe’nin kimliğini daha iyi anlamlandırmak için değiştirilerek siz okuyuculara sunulmuştur.
Kaynak:
Beutler, E. (1970). “Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832)”, Çev. T. Yücel, İstanbul: Varlık Yayınları, ss. 7-13.

Editörün Notu (Tenâkuz):
Ve sahip olamadığın sürece/bu ölmekle yeniden dirilişe/sadece kasvetli bir konuk sayılırsın/karanlık yeryüzünde (aktaran Süskind)” şiiriyle beraber Goethe için, kendisini -gerçek- bir şahsiyet olarak gösterdiği sonucuna ulaşırız. Bu duruma ilişkin ifadeyi ise, Almanların bir şahsiyet değerini belirtmek istediklerinde, Goethe’nin şu güzelim beytini söylemeleri ile ilişkilendirebiliriz; “insanoğlunun erişebileceği en büyük saadet, şahsiyet sahibi olmaktır (aktaran Özgü)”. Goethe’nin en büyük şahsiyet kimliğini, eserleri ile hayatı arasındaki ince çizgiyi birleştirmesine ve böylece hem eserlerini hem de hayatını yönetebilmesine bağlarız. Ancak bu durum onun için doğrudan gelişmez, Goethe’nin yazıları ‘yaz-yak’ şeklinde yaşam sürerek gelişir. İlk şiirlerini yakması ve uzun bir zaman sonra şiirlerini kitaplaştırması, bu durumun en önemli göstergesidir. Ayrıca bir gün arkadaşına, yazılarıyla ilgili görüşünü şu şekilde ifade eder: “İyi bir yazar olmak için, ateşli kafam ile umudum, iyilik gösterilerini onaylamayı engelliyor. Tanrı, acaba yazar olmamı istemiyor mu? (aktaran Özgü)”. Tüm bu ifadeler yazarın Faust, Genç Werther’in Acıları gibi eserlerini yazması için -etkin- mücadele göstermesine kapı aralar. Ancak bazen de eserlerini yazdığına pişman olur. Bunun en belirgin eser örneği ise, Genç Werther’in Acıları’dır. Bu eserde kahramanın aşığına kavuşamaması, intihar etmesi ile sonuçlanır. Ve eser, o dönemde yaşayan gençleri etkiler. Canlarına kıyan genç sayısı ise fazladır. Goethe bu nedenle, Genç Werther’in Acıları eserini yazdığına pişman olduğunu, yine şiirlerinde ‘naif’ cümleleri ile belirtir. Ve bu kadar naif bir insanın, aklımızda ve kalbimizde yer edinen kimliği, yine insanı derinden etkileyen bir durum olarak karşımıza çıkar. O zaman bu ‘naif’ kalplerde, iyi ki doğdun ve yaşadın Goethe!
Kaynak:
Özgü, M. (1952). “Goethe ve Hâfız”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 4, ss. 89-103.
Süskind, P. (2016). “Aşk ve Ölüm Üzerine”, Çev. Ş. Öztürk, İstanbul: Can Yayınları.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KELEBEK ÖMÜRLÜ ŞARKILAR - ZEYNEP SANDALOĞLU

Müzik, insanoğlunun doğumundan ölümüne kadar var olan en kalıcı ritimlerden bir tanesidir. İnsan kendi duygu haline uygun şarkılarla anlam bulabilir. Şarkı sözleri, anlatmak isteyip de anlatamadıklarımızı sanki kendi içinizi okuyormuşçasına duygularınıza tercüman olur. “ Şarkıların da ömrü var mıdır? ” diye düşündüm geçenlerde. Şarkılar da insanlar gibi kimi zaman tükenir kimi zaman da yeniden canlanır tozlu sayfaların arasında. Güldürür mü, ağlatır mı, ölümlü müdür ölümsüz müdür gibi, bir sürü sorular aklımdan geçti. ‘Evet’ dedim kendi kendime onların da ömürleri var. Kimi şarkılar bir kelebek misali bir günde ölebilir, kimisi de kaç yüzyıl geçse de ruhunu yaşatır. Şarkıların da ruhu var. Dinlemek isteyene tüm kapılarını en güzel şekilde açar ve sizin duygularınızla ahenkle dans eder. Müziğe bakış açım bu zamana kadar böyleydi fakat geçenlerde ruhumu dinlendirmek için radyo açtığımda moralimi bozmaktan ve kafamı şişirmekten başka bir şey yapmadı. Elbette sözüm; pop müziklerinin ...

GÖNÜL BOHÇASI

Arkadaşlar merhaba. Mutluluğun tarif edemeyeceği bir duyguyu sizlerle paylaşmak istedim ve ilk olarak bloğumuza katkı sunanların emeklerini değerlendirerek onlara sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Son günlerde bloğumuza yapmış olduğunuz yoğun ilgi ve okunma oranlarının artmasından dolayı da sizlere çok teşekkür ederim. Aynı zamanda yine son haftalarda blog ile daha çok kişi etkileşime geçiyor ve gün geçtikçe blog yazılarının okunma sayısı da artış gösteriyor. Bu durum bizim için, değer verdiğinizi göstermesi açısından oldukça güzel bir durum.  Tenâkuz blog yazarlarımızın kavramlara her yönden bakması, anlamlandırma çalışmalarını yapması ve özellikle de edebiyata yeni bir bakışı sunabilme çabası, sizlerin geri dönüşlerinin bizlere gerekli desteği sunması yönüyle önemli bir süreci yakaladı. Bu yönüyle bizlere daha çok dönüş yapmak ve çalışmaların sıklıklarını da iyileştirici ya da geliştirici bir yönde ulaştırma durumları açısından 'tenakuzlar@gmail.com' hesabı ile iletişime...