Ana içeriğe atla

Kayıtlar

AZİZ İSTANBUL - MERVECAN ORAK

AŞIK; Bir gözyaşına dalıyor insan; Gözyaşı 'his' diyarlı! Ve kaygılı umudunun Dört yanı denize sitemli Bir tarafı hırçın, diğer tarafı zarif .. Ve bir şeyler anlatır gibi: Galata masum, Kızkulesi tarafsız. Beyoğlu sırra kalem basmış  Aziz İstanbul.. Biriktirdiğin acıları, sıralı yolculuğa savurdun Bir yanın suskun Bir daha asla yaşamayacağın; struma Özlemi teğet geçerken, Aziz İstanbul.. Hep seni sevmeyenleri severek, Hep seni sevenin gözlerinden, Kalabalıklara kucak açarak, Somut savaşların, soyut aşklarına şahit oldun.. Senin ruhunun derinliklerine özlem.. Ah aziz İstanbul. . Kucak açtığın yalnızlığıma, sen tutkusu... İSTANBUL; Yüzümü astığım soğuk denizlere, Sayılı sandal biriktirdim, Çarptıkça içimdeki kayalıklara. Anladıkça deli siyahım; Masum akını. Bir ölümü koklamakta gerekir bazen. Sanki ölüm kötü kokabilirmiş gibi.. Ah! Evladım Kızkulesi;  Tarafsız aşkını hapsettiği yosunlara Bir bir şahidim.. Str...

FRANZ KAFKA: GİZLİ ELMAS

Franz Kafka, 1924 yılında daha kırkbir yaşındayken, hemen hemen ünsüz bir yazar olarak öldü. Prag’da yerleşmiş orta halli bir Yahudi ailesinin oğludur. Karanlık, mutsuz bir hayat yaşadı. Bu yüce ruh, bu dev sanatçı, herkes gibi umutsuzlukla neşe arasında gitti geldi. Onun hakkında kesin bilgi veriyor tanıklar:  Kafka, gülmekten hoşlanıyordu . Yakın arkadaşı Max Brod, yazdığı kitapta, onun -kahkahalarla güldüğünü, arkadaşlarını da gülmeye teşvik ettiğini- yazıyor. Azizliği sevdiğini belirterek şunları söylüyor: -Franz, ciddilikle alay arasındaki o dar sınırda dengede durmaktan hoşlanıyordu. Sanatkârca beceriyordu bunu. Ciddi mi konuştuğu, yoksa latife mi ettiği çok defa belli olmuyordu. Hele şu satırlar, Kafka’nın mizacını daha iyi belirtiyor: “Dava adlı romanı dostlarına okurken -ki, içlerinde ben de vardım- bütün dinleyenleri bir aralık bir gülmedir aldı; kendisi de öylesine gülüyordu ki, okumayı yarıda bırakmak zorunda kalıyordu bazen.”  Kafka’nın <yeni bir ürperiş...

SAINT EXUPÉRY: PRENS’İN BÜYÜK KALBİ

Antoine de Saint-Exupéry’yi hayallerinde canlandırmak isteyenlerin; onu, Ain eyaletinin Saint-Maurice-de-Remens’deki baba malikânesinde, etrafı kolaçan etmekten memnun, dünyayı hayranlıkla keşfeden,  Küçük Prens  adlı kitabındaki sarı, kıvırcık saçlı çocuk olarak göz önüne getirmeleri gerektir. Hayal kurmaktan hoşlanan bir tabiatı vardı. Eğitimin, çalışmanın baskısını kabul eden bir özgürlüğe gönül vermiştir. İlk şiirlerini yeniyetmelik çağına girer girmez yazmaya başladı; bir evren yarattı kendine göre. Daha o yaşlarda, boş zamanlarının bir kısmını, örneğin yelkenli bisiklet gibi yeni nakil araçları icat etmeye ayırıyordu.  Ergenlik çağına girince, meziyetleriyle övünen, kendisini dev aynasında gören -büyük bir adam- olarak değil düşünce olgunluğuna vaktinden önce eren bir yeniyetme olarak görünür. Hem heyecanlı hem tedbirli, hem sert hem yufka yürekli davranmasını bildi. İri yapılıydı; boyu bir metre seksen dört santimdi. Geniş omuzlarının arasında kocaman, hemen h...

SARTRE’NİN AYNASI: YÜZLEŞME - MUZAFFER BİLSİN

Gerçekliği, -tıpkı- annenin çocuğunu bağrında bir giz gibi saklamaya çalışan aynalarında buluyorum. Ve ardından atlılar gibi koşup gelen korkuları... Saklıyor kendisinde; kaçtığımız ve yüzleşmekten korktuğumuz suretimizde gizlenen itiraflarımız, ve belki de en çok itiraf edemediklerimiz. Çaresizlik midir yoksa yüzleşememek midir pek bilinmez. Lakin Ruknettin’in aynalarda neden ağladığını, kalpten bakanlar iyi bilir. Çünkü o aynalar kendisine gerçek suretini gösterir, gerçek hayatını ve gerçek yüzünü, hem de -acımasızca süren vicdanların- tüm gerçek yüzünü. Herkes bilir, ve herkes bilmelidir: ‘Âdemoğlu, duygu sahibi olmaya başladığını öğrendiği günden beri, baş edemediği veya bastıramadığı duygulardan hep kaçmıştır ve kaçmaya da devam edecektir.’  Çünkü insan, bastırdığı duyguların esiridir.  Bu   esaretten kurtuluş yolu ise, yalnızca aynalardan geçer. ‘İşte tüm bu zamanlar, duvarlar ile ayna arasındaki dostluk ilişkisini, ruha yansıtır.’ Duvarlarla dost olduğum o ...

KİBRİT MEVSİMİ, BAHAR ÇİÇEĞİ - SAMİ MERCİMEK

Sokakların insanı bir kenara, Söyle şimdi sen, Hangi çığırtkan kuşun, Zümrüdi kanadında, Göğün aydınlık fenerinden, Hangi ışığı koparmak istersin? Söyle şimdi sen, Şimdi ve şimdi kadar sade, Hangi yaprakta, Hangi koza karanlığında, Tabutunu yarmak istersin? Yutamayacağı kabusları vardır zamanın, Gül ve diken barındıran, Söyle işte şimdi sen, Kimin kılığına büründüysen, Kavruk yüzünü gösterince zaman, Kim olarak ölmek istersin? Demirden oraklarla biçer sesler, Bil bu kibrit mevsimini, Yan ve sön, Güneş gibi, Doğ ve dön, Metal zemberekli bir labirent doğa, Zaman ve insan duymaz bu mevsimi, Duysa da anlamaz, Bu bahar çiçeğini, O yüzden, Söyle hemen şimdi sen, Hangi bedende, Hangi gönülde yanmayı dilersin? Sokakların insanını, Bırak bir kenara....

ÖNÜM ARKAM, SAĞIM SOLUM SOBE - MUHAMMET KORHAN

‘ Yok olmak ile var olmak arasında bocalayıp duruyoruz. Varoluş gerçeğini unutarak, yahut varoluşumuzun üzerini örten geçici ân yaşamalarıyla ömrümüzü heba ederek; oldu diyoruz ve sonra bir başka eksiklik daha... ’ Gönlün iç âlemini kapayan ne kadar engel varsa, hepsi de basiretsiz bırakıyor, görmek istediklerimizi ve görünene dalabilmemizi engelliyor. Bu mücadele bizi yoruyor, üzüyor; ve en kötüsü de öldürüyor. Kapıları açmak kolaydı; ama kapıları açıp içeriye girmek ne kadar da korkunç. Tek bir adım atmanın karşılığında ayağımızı kaybetmekten korkmak. Korkuyoruz çünkü, hakikat ulaşılması zor bir diyar olduğunu bize defalarca kez kabullendirmiştir. Kabullenmek ama kabullendiğimizi bilmemize rağmen hakikati eşeleyip durmak... Parçadan bütüne olan bu yolculukta düşünce dünyamız tarumar olurken, yeni tecrübeler kazanıyoruz... Benliğimizden sıyrılmak; bir başka ‘ben’ ile tanışmak hasebiyle hakikate, meçhul âleme olan yolculuktan kazandıklarımız ve kaybettiklerimiz hangi gediği kapa...

BAKSAM DA BAKMASAM DA - İLKER SONER

Biliyorum, Bundan böyle yerim olmayacak senin yurdunda Ve ahlak bekçilerini uyandıramayacağız beraber. Otostop çekip, Gülemeyeceğim kapitalizmin kötü esprilerine Yine bilmeyecek ağladığımı kimse Başın göğsümde. Bir hayır vardır söylenecek, Olmamalıydı zaten. Yalancıydı diye teselliler dökecek, Süslü pejmürde bir kadın. Bir diğeri yazdığım her şiiri, Kendi üzerine çekmeye devam edecek. Ta ki, zaman asıl yüzümü Sessiz sevene gösterecek. Benimle yaşamadan beni sevmek Gönlüne kerece ukde düşürecek. Her zaman olduğu gibi Kendime dair Onlara anlatmaya çalıştığım her şey Bir esrar sanrısında Daha ontolojik gelecek Ve biri çıkıp yine; “Buraya nereden geldik” Diyecek. Tanrı buradan söylesin sana Kandırmıyorum değil mi? Kandırıyorsam eğer seni İnan hayat bizi kandırdığı için, Öyle güzel kanıyorum ki Öyle güzel Gülünce, yakıyorsun içimi. Yakıyorsun da  Atamıyorum İçimdeki yokluğun küllerini. Sevgilim, Delireceğ...