Ana içeriğe atla

İLİŞKİYE DAİR MİTLER - ZEYNEP SANDALOĞLU


Bağlanma, hayat boyu kişilerin birisine güvenme ve birini sevme ihtiyacıdır. Bu ihtiyacı doğduğumuzda annemizle kurarız. Eğer annemize sağlıklı ve güvenilir şekilde bağlanırsak bu hayatla barışık oluruz. Aksi olursa hayata güven duygumuz hep eksik kalır. Çocukluk dönemlerimizde anne ve babanın sevgisiyle bu güven tazelenir. Onların sevgisi bize yeter ve mutlu şekilde hayata devam ederiz. Gelişimimizin farklı yaş gruplarında, sevgiyi yaşama biçimimiz değişir. Ortaokul, lise, üniversite ve yetişkinlik dönemlerimizde hissettiğimiz duygular farklıdır. Ben bu yazımda yetişkinlik döneminde birine bağlanma ihtiyacını yazmak istedim. Birçok kişiden mesleğim gereği sevgi ve bağlanma adına çok şey duyuyorum. Aşka dair mitlerimiz yani gerçekten olmasa da inanmak istediğimiz bize öğretilen efsane cümleler var. Birkaç örnek vermek istiyorum;
O kişi, diğer yarımı tamamlayacak olan kişi
İlk görüşte tutuldum
Beyaz atlı prensim beni bulacak
Ben ikimize de yeterim yeter ki sevsin beni
Ruh ikizimi bulmak istiyorum
.
.
.
Sizin de bu hissiyatlarla seveceğiniz kişiyi belki aylarca ya da yıllarca beklediğiniz ama gelmediği oldu mu? Bu cümleleri karşılayan insan hâlâ karşınıza çıkmıyor olabilir.  Peki neden? Çünkü başkasına yüklediğimiz anlam çok fazla. Şunu kabul edelim ki yukarıdaki cümleler gibi bir ân’da hiçbir şey olmuyor. Sevgi, saygı, güven, neşe, bolluk altın tabakta sunulmuyor. Yani bir ilişkiyi yaşamak demek ona emek harcamak demek. Dört dörtlük sevgi yok. Bunun inşası ilişkiyi nasıl yürüttüğünüzle alakalı. İlişkilerde gözlemlediğim şu; kişiler tam manasıyla kendini tanımadan yani kendisi kimdir, idealleri nelerdir, neye hayır denip denmemeli, ilişkideki kriterleri nedir? Bunları ölçüp tartmadan ilgi duyduğu kişiye bağlanıyor ve kafasındakine karşılık bulamadığında hayal kırıklığı yaşayabiliyor.
İçimizdeki sevgi ihtiyacı bir ırmak misali karşıya akmak istiyor fakat ırmağın yolu yanlış yolda ilerliyor ve su yerini tam olarak bulamıyorsa? O zaman ırmak da su da doğal olarak kendinden yararlanamıyor. Yani ilişki yaşamak demek birbirine şifa olmak demek, dengeleri yerinde tutmak, doğru zaman doğru insanla emek vererek  bir ilişkiyi inşa etmek demektir. Ancak o zaman huzurlu ve güven dolu bir ilişki yaşayabiliriz. 
Doğru insanı hayatınız boyunca bulamamış ve hâlâ arıyor olabilirsiniz ve bu süreçte birçok sağlıksız ilişkiden geçiyor olabilirsiniz. Şunu bilelim ki; yaşadığınız şey sevgi mi ihtiyaç mı? İhtiyaç anınızda karşınıza çıkanlar hüsranla sonuçlanabilir. Aradığınız kişi kafanızdaki kriterlere uygun değil ama siz ona çok anlam yüklüyor olabilirsiniz, bu durumda kendinizi ilişkide huzursuz hissedebilirsiniz. İlişkiyi yaşama sürecinde bol bol gözlemlemek ve size uymayan kişiyle bir ilişkiye devam etmemek sağlıksız ilişkilerden korunmanızı sağlar. Yani sevgi mi ihtiyaç mı ayrımını iyi yapmanız yararınıza olabilir.  
İlişkideki diğer yarınızı bulma isteği aslında kendi değerinizi yarıya düşüren ve sizi eksik gösteren bir mit. Onun yerine kendinize eş değerde bir kişi bulmak ve iki birbirini tamamlamış birey olarak bir bütün olmak mümkün.
Üzgünüm! Beyaz atlı prensiniz siz aramadan karşınıza çıkmayacak. Bir sevgi istiyorsanız çevrenizdekilere fırsat vermekle işe başlayabilirsiniz. 
İlişkide fedakârlığın hepsini sizin üstlendiğiniz “ben ikimize yeterim, yeter ki beni sev” mitinden kurtulun. Birinin sevdiği ama diğerinin sevmediği ilişkiler sürekli fedakâr olanın enerjisi bittiğinde bitiyor.
İlk görüşte tutulmak değil de elektrik almak var, fakat bu bir ilişkiyi yaşamak için yeterli değil. Birisini tanıdıkça bağlılık olur ve sonra sevgi, saygı ve güven gelir. Elektrik alamadım diyerek fırsatlarınızı tepmeyin. 
İlişkinin doğası birkaç sayfaya sığamayacak kadar geniş ve derin bir konu. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Sevmek ve sevilmek değerli şeyler ama sağlıksız bir ilişkide iseniz kendi değerinizi düşürürsünüz ve hayata olan sevginizi sizden alıp götürür. Birisine bir sevgi verecekseniz ilk önce kendiniz inşa etmelisiniz. Mesela Sezen Aksu’nun güzel şarkısı aklıma geldi, kim bilir belki de sevdiğinize bu tarz şarkılar armağan edip o sevgiyi en derininizde hissetmişsinizdir; “seni pamuklara sarmalar sararım, ne bedel isterim ne hesap sorarım...” Hayat başkasına bedel istemeden hesap soramayacak kadar uzun değil. Yani koşulsuz sevgi algımız ancak çocukluk döneminde kalan bir şey. Yetişkin olarak ilk önce bu şarkı sözünü kendiniz söyleseniz; “kendimi pamuklara sarmalasam, kendimi her şeye rağmen sevebilsem”. Kendimizle ne kadar barışık olursak o kadar sevgi dolu insan bulmak da mümkündür. İnsan emeğini ilk önce kendisine vererek daha sonra ise karşındakine vererek bir ilişki inşa edebilir. Yüreğinize eş bir yürek bulmanız dileğiyle.

Yorumlar

  1. Sevgili Zeynep SANDALOĞLU tespitleriniz ve anlatımınız çok güzel, ilişkiler üzerine harika bir yazı olmuş. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Kesinlikle hanımefendiye katılıyorum. Teşekkür ederiz

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

KELEBEK ÖMÜRLÜ ŞARKILAR - ZEYNEP SANDALOĞLU

Müzik, insanoğlunun doğumundan ölümüne kadar var olan en kalıcı ritimlerden bir tanesidir. İnsan kendi duygu haline uygun şarkılarla anlam bulabilir. Şarkı sözleri, anlatmak isteyip de anlatamadıklarımızı sanki kendi içinizi okuyormuşçasına duygularınıza tercüman olur. “ Şarkıların da ömrü var mıdır? ” diye düşündüm geçenlerde. Şarkılar da insanlar gibi kimi zaman tükenir kimi zaman da yeniden canlanır tozlu sayfaların arasında. Güldürür mü, ağlatır mı, ölümlü müdür ölümsüz müdür gibi, bir sürü sorular aklımdan geçti. ‘Evet’ dedim kendi kendime onların da ömürleri var. Kimi şarkılar bir kelebek misali bir günde ölebilir, kimisi de kaç yüzyıl geçse de ruhunu yaşatır. Şarkıların da ruhu var. Dinlemek isteyene tüm kapılarını en güzel şekilde açar ve sizin duygularınızla ahenkle dans eder. Müziğe bakış açım bu zamana kadar böyleydi fakat geçenlerde ruhumu dinlendirmek için radyo açtığımda moralimi bozmaktan ve kafamı şişirmekten başka bir şey yapmadı. Elbette sözüm; pop müziklerinin ...

GÖNÜL BOHÇASI

Arkadaşlar merhaba. Mutluluğun tarif edemeyeceği bir duyguyu sizlerle paylaşmak istedim ve ilk olarak bloğumuza katkı sunanların emeklerini değerlendirerek onlara sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Son günlerde bloğumuza yapmış olduğunuz yoğun ilgi ve okunma oranlarının artmasından dolayı da sizlere çok teşekkür ederim. Aynı zamanda yine son haftalarda blog ile daha çok kişi etkileşime geçiyor ve gün geçtikçe blog yazılarının okunma sayısı da artış gösteriyor. Bu durum bizim için, değer verdiğinizi göstermesi açısından oldukça güzel bir durum.  Tenâkuz blog yazarlarımızın kavramlara her yönden bakması, anlamlandırma çalışmalarını yapması ve özellikle de edebiyata yeni bir bakışı sunabilme çabası, sizlerin geri dönüşlerinin bizlere gerekli desteği sunması yönüyle önemli bir süreci yakaladı. Bu yönüyle bizlere daha çok dönüş yapmak ve çalışmaların sıklıklarını da iyileştirici ya da geliştirici bir yönde ulaştırma durumları açısından 'tenakuzlar@gmail.com' hesabı ile iletişime...